|
-“nikeli” mi başka "şeyleri" mi- Birgün gazetesinde yayınlanmış bir yazıdan bahsediyor Ahmet Çınar "Haber Express"deki yazısında... Gazetede, "Arınç'ın sesini kesen zehir" başlığıyla yayınlanan haberi naklediyor. "- Haber, Çal Dağı'nda kurulan İngiliz sermayeli maden şirketinin neler yapmak istediğini özetleyen bir paragrafla başlıyor: "Manisa ili Turgutlu ilçesinde yer alan Çal Dağı'na European Nickel Şirketi tarafından kurulmak istenen ve Gediz Havzası'nı çöle dönüştüreceği bilim adamlarınca dile getirilen nikel madeni, Manisa Bölge İdare Mahkemesi'nin yürütmeyi durdurma kararına rağmen kurulum çalışmalarına devam ediyor. Sülfürik asit liç yöntemiyle açık maden işletmesi tekniğinin, dünyada uygulandığı yerlerde tabiata vahşice zarar verdiği ise bilim insanlarının raporlarıyla sabit." Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi'nin hazırladığı rapora da yer verilmiş haberde. Raporda, söz konusu madenin doğal dokuyu nasıl mahvedeceği detaylı olarak anlatılıyor. CHP'nin eski milletvekillerinden Hasan Ören'in görüşlerine de başvurulmuş. Ören diyor ki: "Sayın Arınç, madenin bölgeye nasıl zarar vereceğini bildiği halde ses çıkarmadı. Kendisi TBMM Başkanı iken yüz yüze görüştük. Bülent Bey, o dönem bu işletmenin ruhsat alması için kendisine ricacı olan birçok kişinin olduğunu, ruhsat baskısı gördüğünü söylemişti. 'Hayır böyle bir şey yok' desin, ben yüzleşmeye hazırım, kendisi isimler de zikretti. Bir kelam etse ben arkasını getiririm, söyleyecek başka şeyler de var." Her zıkkımı yapıp, memleketin denizini-ormanını-toprağını "fabrikaları" ile kirlettikten (Haliç nasıl o hâle geldi; İzmit Körfezi nasıl o hâle geldiydi, Marmara nasıl yüzülemez hâle geldiydi?) sonra yani parayı bulup artık "para derdi-düşüncesi" kalmadıktan sonra "entel çevreciliğine" başlayanlardan değiliz, bu bir yana ama arazisi itibariyle tarım ve hayvancılıkda "zirve" yapması gereken memleketimizin -tarım ve hayvancılığının "la morte" duruma getirilmiş olmasının can sıkıcı durumu ortadayken, sebil gibi dağıtılan "maden ruhsatları"nın birilerinin gelir kapısı olmasını bir kenara yazın, ama "bereketli toprakların" tamamen KATLEDİLİP tarım bir daha yapılamayacak duruma getirilip "seracılığın", "hormonlu sebze-meyvelerin" insanlarımıza çok daha "delice" yedirilmesine (yememize) imkân verebilecek şu "Sülfürik asit liç yöntemiyle açık maden işletmesi tekniği" gibi tekniklerle yapılan madenciliğin ülkemiz gündeminden çıkarılması gerekmektedir. Yok mudur bu işin başka yöntemi-tekniği? Elbette vardır ama masraflıdır ve masraf demek "kardan zarar" demektir; zaten "vahşi" olan "vahşi kapitalizm" denilen pislikle iştigal edenler, birer HAYMATLOS veya DÜNYA VATANDAŞI olduklarından onların umurunda değildir memleketimizin topraklarının yokedilmesi, fakat bütün bunlarla ilgilenmesi için bizden VEKÂLET almış olanların da bu konularla ilgilenmesi gerekmekte değil midir? Ahmet Çınar'ın yazısından bu "gereklilik"le alakalı kısımla devam edelim: "- Ören şöyle devam ediyor: "Sanayiciyim, iki fabrikam var. Bölgemizde bir işletmenin açılıp istihdam sağlanmasını en çok ben isterim ancak bu işletme yaşamımızı tehdit etmezse. Parlamentoda bulunduğum dönemde 150-200 dosyayı Cumhurbaşkanlığı'ndan çevrecilere kadar herkese gönderdim. Burada gerçekten vahşet yaşanıyor. Dünyanın hiçbir yerinde açık usulle işletilen nikel madeni yok. Yeni Gine'de mesela, hisseleri bir garibanın üzerine yapmışlar, tamamen her tarafı yaşanmaz hale getirmişler. O gariban şimdi mahkemelerde sürünüyor, bunlar rantı alıp götürmüşler. Dört yıl önce dosyayı parlamentoda meclis başkanı olduğu dönemde Arınç'a götürdüm. 'Burası bizim memleketimiz, dünyanın yedi harikasından birisi olan Gediz Havzası. Artık ülkeler tarımla ilgili alanlarını sınırlarından daha iyi koruyorlar' dedim. Bana, 'Dosyanızı aldım baktım, bu ne melanet şeydir, bir yığın insan bununla ilgili ruhsatı vermemiz için bize baskı yapıyor' dedi. Bu konuda Arınç'la her yerde yüzleşmeye hazırım. İçimizde bir memleket sevgisi var ise buna hayır demeliyiz. Bu maden kurulursa ciddi bir getirisi de yok. 15-20 yılda getireceği para 700-800 milyon dolar. 2005'ten beri bu firmayla uğraşıyoruz. ÇED'leri kimsenin haberi olmadan almışlar. Başbakan'a ve Cumhurbaşkanı'na anlattım. Bunlar bunu siyasallaştırmaya başlayınca sivil topluma yöneldim." Bitmedi. Turgutlu Çevre Platformu Yönetim Kurulu Üyesi Metin Sert de, canına dişine takmış mücadele ediyor. Çal Dağı'nı İngiliz sermayeli maden şirketine çaldırmamak için uğraşıyor. Onun da bir dizi iddiası var. Şöyle diyor Metin Sert: "AKP'li Belediye Başkanı maden yanlısıdır ve maden şirketi ile işbirliği içindedir. Belediye Başkanı'nın amcaoğlu, madenin halkla ilişkiler müdürü olarak görev yapmaktadır. İngiliz sermayeli Sardes Şirketi'ne Çal Dağı ormanından ağaç kesmesi için verilen izin, 29 Mart yerel seçimlerinden hemen sonra, daha bir hafta bile geçmeden, 4 Nisan 2009 tarihinde verilmiştir. 28 Nisan 2010 tarihinde Manisa Bölge İdare Mahkemesi, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilmiş orman tahsis izninin hatalı olduğuna karar vererek, yürütmeyi durdurdu. Bu karara göre şirket tarafından bir tek bile ağaç kesilemeyecekti. AKP'nin Mayıs 2010 tarihinde çıkarmış olduğu yeni madencilik yasası bu engelleri kaldırdı ve çalışmaya devam ediyorlar." Görüyorsunuz... Mahkeme iptal ediyor, durduruyor. AKP istediği gibi yasa çıkarıp mahkeme kararlarını aşma manevrası yapıyor." Görüldüğü üzere "gereğini yapmak" durumunda olanlar birşeyler yapmışlar: Koskoca TC'nin -o devirler- 2 Numarası olan Bülent Arınç "bu melanet şeyle" ilgilenmiş, ama sonradan İLGİLENMEYİ UNUTMUŞ, ilgili belediye de "istihdam derdinde" olduğundan diye düşünelim, belediye başkanının amcaoğlunun "melanet işle uğraşan şirketin halkla ilişkiler müdürü" olması da bir "istihdam"dır elbette ama "iyi bir istihdam"dır birileri için, bunu da geçelim, ilgili bakanlıklardan gelen "olur"ları uygulamaya koymuş, koymuş ama mahkemeler bunu iptal etmiş ve durum da ("başörtüsü" gibi "rizkolu" olmadığından herhal, 2011 seçimlerinden sonra "daha güçlü iktidar" zamanına kalmamış olacak ki) hazırlanan yeni maden kanunu ile bu da "aşılmış." Maden kanununda şu madenler şu tekniklerle çıkarılır diye lüzumsuz detaylar olamayacağına, bu detayların ilgili bakanlıkların hazırlayacakları sözleşmeler ve ruhsatın verilişlerinde karara bağlanacağına göre, şu " Sülfürik asit liç yöntemiyle açık maden işletmesi tekniği melaneti"ne izin verenlerin VİCDANLARI VAR MIDIR BUNU ÖNCELİKLE SORMALIYIZ? Söz meclisden dışarı, malumdur ki VİCDANLAR DA SATILIK oluyor asri zamanlarda, ev taksidi-okul taksidi-araba taksidi-tatil taksidi-metres taksidi vb. TAKSİTLERE SATILAN VİCDANLAR bir yana, vicdanı satılık olmayanların da mevcut olduğuna inanıyoruz. Havada karada toplanabilecek bir miktara (malum melanet işin "15-20 yılda getireceği para 700-800 milyon dolar"mış, devede kulak bizim hükümete yani.) memleketimizin en güzel yerlerinden birisinin İÇİNE EDİLME İMKÂNI VERİLMEMESİ GEREKİR! Haa! Diyeceksiniz ki şirket İngiliz şirketi, sıkıysa o imkânı verme! İyi de bakın Ahmet Çınar ne aktarıyor: "- Üstelik bu maden şirketi pek çok Avrupa ülkesinden kovulmuş. Daha önce Arnavutluk, Sırbistan, Yunanistan'da şansını deneyen şirket, Balkanlar'dan kovulunca gözünü Ege kıyılarına dikmiş. Metin Sert, şu bilgileri veriyor açıklamasında: "Bu şirket, Arnavutluk'ta bağlantıları olan Hamit Bitirici aracılığıyla Türkiye'ye getirildi. Şirket, İstanbul'da kurulmuş olan Bosphorus (Şimdiki adıyla Sardes) şirketinin tüm hisselerini satın alarak, nikel yatağı olduğu 60 yıldır bilinen Turgutlu Çal Dağı'ndaki maden yatağı hakkını ele geçirdi. Şirketin yönetim kurulunda ise 1997 - 2001 yılları arasında İngiltere adına Ankara ve İstanbul büyükelçiliği yapmış olan 'Sir' unvanlı David Logan var." Bu memleketteki her türlü MELANETİN arkasında, ağız alışkanlığı ile hemen ABD'ni arayanlardan değilseniz, KRALİÇENİN ADAMLARININ izlerini görebilirsiniz; bu "Sir" unvanlı D. Logan da, AJANLARIN CİRİT ATTIĞI en sert zamanda ülkemizde "Kraliçenin hizmeti"nde bulunmuş biri. Bulunduğu dönem, 28 Şubat dönemi, Noel Baba ve Hayata Dönüş Katliamlarının yapıldığı dönem, ekonominin TEKRAR dışarıya bağlanıldığı dönem, ülkenin ekonomisinin SIFIRLANDIĞI dönem, darbe planlamalarının yapıldığı dönem, memleketin belirli "elçilik"lerden yönetildiği dönem; kısaca, Logan, "Sir" ünvanını nerede-ne zaman kazandı bilemeyiz ama bahsettiğimiz dönemde memleketimizde bulunması zaten kendisine bu ünvanı kazandıracak aktiviteler içine girmesinin mümkün olduğu dönem. Aynı şekilde, ondan sonra görevi devralan büyükelçi Westmacott da en alengirli mevzulardan haberdar olması gereken biri... İngiliz elçileri tarihini yazacak değiliz, sadece, bu Westmacott'un da bir başka mendebur şirketin yönetim kuruluna girip memleketimizin bereketli topraklarının içine edecek bir "maden arama" işine girmemesi için hep birlikte dua edelim diyoruz! "Sir" D. Logan'ın "nikel"i çok bildiği-anladığı için şirket kurup da burada nikel çıkarmayla uğraşıyor zannediyorsunuz? Onun "çok bildiği" şeyler başka şeyler olsa gerek ki, Bülent Arınç sus-pus olmuş!
|