|
Savran Turan sturan(x)yenifurkan.com Mâlûmdur ki, “Peygamberler olmasaydı Medeniyetler olmazdı... İlk insan ilk Peygamber...” Peki medeniyet dediğimiz şey bugün de adına “muasır medeniyet” denilen, sadece teknolojiden ibaret, insanı insanlığından soyunduran bir anlayış mıdır? Medeniyet aslen şehirlilik demekle birlikte, ilim, fen ve sanatta tekâmül etmiş cemiyetlere verilen genel bir isimdir... İsimdi.. Dedik ki, “Peygamberler olmasaydı Medeniyetler olmazdı... İlk insan ilk Peygamber..” Yukarıda “medeniyet” tanımı içerisinde bir nevi inşa eden... İbda eden... “Peygamberler” ve sonrasında Peygamber varisleri... Sahabeler, İslâm büyükleri bu mânâda her biri bir İbda eden konumundadır... Konumuz bu değil... İşin uzmanları zaten bu tür konuları gerek kalem ile gerek kâl ile ifade ediyorlar... Ehil olanlar ifade etmeye de devam edecekler... İşi ehline bırakıp, biz gelmek istediğimiz konuya yavaş yavaş, etrafında döne döne gelelim... Bugünün toplumuna “Medeniyet” nedir suali sorulduğunda verilecek genel cevab işin maddî boyutu ile ilgilidir... Para, pul, refah ve TEKNOLOJİ vs.. Örneğin Japonya, ABD ve Batıdan söz edildiğinde MEDENİ oldukları ve hedef olarak dillerde pelesenk olan “muasır medeniyet”in üzerinde olmak istendiğinden dem vurulur, ki asıl olarak ortada medeniyette yoktur... Adına “medeniyet” denen hiçbir yapı özünde RUH olmadığı müddetçe bırakın medeniyeti, barbarlıktan, yobazlıktan, kalpazanlıktan öteye geçemez... Bugünkü hâlimiz budur... Bunu böyle işaretledikten sonra... Bugün kökünde ruh olmayan teknolojiye ve teknolojinin insanlığı getirdiği noktaya geleceğiz... Peygamberler olmasaydı... Ne medeniyetler, ne bugünkü teknoloji, sanat, ilim, bilim vs. olurdu... Ki bugünkü ilim ve sanat gibi insanlığa sunulanlar, ilim ve sanatla alâkası olmayan teknolojik ve görsel büyüdür... Yanlış anlaşılmasın, ne ilime ne de bilime karşıyız. Ancak belli bir ruh kökünden beslenmeyen bir bilimsellik veya ilimselliği benimsemiyoruz... Karşıyız... “Belli bir ruh” dediğimiz, insanlığa ahlâklı olmayı tavsiye eden... Yani her türlü ahlâksızlığa kapılarını kapatan, yapılan her keşif Allah’ı hatırlatan bir his halidir... İnsanlığın canavarlaşmasına neden olan şey, işte bu ruhun olmamasıdır... Bu ruhun emrine verilmeyen her türlü buluş veya keşif, insanlığı daha bir canavarlaştıracak ve bu gidiş kendi kendini yiyen bir yamyama dönüştürecektir ki, dönüşmüştür..Japonya’daki ultra modern teknolojiye rağmen her tülü ahlâkî çöküntü, ABD ve batıdan daha beter bir çöküntü, işte bu kendi kendini yiyen insanın eseridir... Abaküsle başlayan bu serüven süper bilgisayarlarla, dokunmatik ekranlarla ve dahası zihinle yönlendirilen bilgisayar veya teknolojik aletlerle devam eden insanlığın teknolojik gelişimi, RUH yoksunluğu yüzünden insanlığın intiharı olmuş ve kendi kıyametini hazırlayıcı olmuştur... Hal böyle olunca hayal bile edilemeyecek seviyeye gelmiş insanlığın teknolojik gelişimi, zayıf kalanları yok etme işlevini görmüş... Ve Hakkı savunanları yok etme, yok edemiyorsa etkisiz hâle getirme operasyonları sürmüş gitmiştir... Evet Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu bu vahşi gidişe dur diyen, kalabalıklar burası çıkmaz sokak diyerek haykıran bir Peygamber varisidir... Ki bugün yok edilemediği için etkisiz hâle getirilmeye çalışılıyor; ancak bunu da başaramadıklarını TELEGRAM - zihin kontrol operasyonunun başlangıcından itibaren 15 eser vermesi ile anlıyoruz... Teknolojinin bugün ulaştığı korkunçluk... Zihinleri kontrol etmeye, bulandırmaya kadar gitmiştir... Beyin ve zihin nedir? Cevab bulalım... Beyin, kafatası denilen bir kutunun içerisinde yaklaşık 1,4 kilogram ağırlığında yağ, protein, zarlar, damarlar ve beyin sıvısından oluşan, vücudumuzdaki en korunaklı ama en hassas organımızdır... Çok büyük ve çok küçük olması işlevini kötü veya iyi yönde değiştirebilir... Bu organ kendi başına bir şey ifade etmez. Sonuçta %60’dan fazlası yağ olan bu organın işlevlerinden biri zihne ev sahibliği etmektir... Donanımsal olarak çeşitlilik arz eder... Zihin de bundan etkilenir... Zihni kuvvetli olanların beyin yapısı ile zihni zayıf olanların beyin yapılarının farklı olduğu, araştırmalar sonucunda görülmüştür... Zihin, beyin vasıtası ile algılama, bellek ve düşünme yeteneğimizi sağlar. Beynin aksiyon hali... Lawrence Durrell Sırbistan Üzerinde Beyaz Kartallar adlı eserinde, “Ama zihin kaprisli bir şeydir. Düşünce silsilesi bir kez başladı mı, oyalayıp dikkatini daha hafif ve eğlenceli konulara çekmek kolay değildir; üstelik, önemli bir konuyla meşgul olan zihin, koklamaya devam eden tazıya benzer. Bilinçli bir çaba gerekmeden var olan bilgileri bir daha, bir daha araştırarak farklı açılar yakalamaya çalışır. “ demiş. Zihin ilk faaliyete başladığından itibaren verilerin alınmasıyla birlikte, tüm verileri değerlendirir, muhakeme eder ve sonuca gider... Zihnin ev sahibi olan beyin, nöronlarla aksiyon hâlini alır ve bu aksiyondan doğan faaliyete de zihin denir... Nöronlar, vücudumuzdaki sinir hücrelerine verilen ad... Nöronlar ayağımızdaki en ufak bir acıyı beyne ulaştırır ve o acıyı hissetmemizi sağlar. Nöronları, elektrik anahtarına da benzetebiliriz. Dışarıdan en ufak bir darbe aldığında Nöronlar devreye girer... Aslında Nöronlar elektrik taşıyıcılardır... Beyinle iletişime bu elektrik yoluyla geçerler... Zihin de gelen veriler eşliğinde en temel hareketlerden, en ince fikirlere kadar bu elektrik sayesinde iş görür... İşte beynimizdeki bu elektriksel harekete dışarıdan her hangi bir müdahale olduğunda tüm dengesi bozulabilir insanın... Hoparlörü güçlü bir radyo veya teybi baş ucuna koyarak uyuyan birinin halüsinasyonlar gördüğü deneyler sonucu görülmüş... Manyetik alana özellikle uyku hâlinde maruz kalınması hâlinde ciddi rahatsızlıklar oluştuğu kanıtlanmış bir gerçektir... Bilgisayar teknolojisinin geldiği nokta ile birlikte, insan bünyesindeki elektrik(nöronlar) akımına müdahale de çok kolaylaşmış, kafaya takılan bir aparatla mouse ve klavye kullanmadan hatta konuşmadan sadece düşünerek bilgisayarlar yönlendirilebilir hâle gelmiştir. Bunun terside pek tabi mümkündür... Bilgisayar sistemlerine yine elektrik ve radyo dalgaları (wireless) ile izin olmadan müdahale edilebilmektedir... Ve bilgisayara sızma mantığı ile zihne sızma mantığı aynıdır... Bilgisayarlara sızmak için önce bilgisayar güvenliğini tahrib eder, sonra bir açık bulup oradan bir port açar ve kontrolünüz altına alırsınız... Ve bunu çeşitli yazılımlar yardımıyla yapabilirsiniz... Ancak güvenliği sağlam olan bir bilgisayara sızmak bazen çok zor, bazen de kontrolü ele almak imkânsız olabilir... İnsan zihnine de sızmak hem çok kolay hem çok zor hem de sızsa bile kontrolü imkânsız olabilir... İnsan iradesi ve zihninin güvenlik paketi bir nevi anti virüsü İMANDIR... Ruhçu bir bünyeyi alt etmek veya onu kontrol etmek son derece zor ve hatta imkânsızdır... Evet çeşitli rahatsızlıklar verilebilir... Ancak irade kontrol altına alamaz... Ruhçu bir anlayıştan yoksun bir teknolojiye sahib şeytanî kliklerin, insanları gayr-i ahlâkî bir şekilde kontrol altına almaya çalışması başarılı olduklarını göstermez. Teslim olan iradeler ve teslim olmayan iradelerin olduğunu ve güvenliğimizi hem maddeten hem de mânen almamız gerektiğini düşünüyorum... Bu konuda Salih Mirzabeyoğlu teslim olmayan ve teslim alınamayanların en başında gelir... Ki verdiği mücadele, büyüdüğümüzde gerçek olamayacağını düşündüğümüz ve yanıldığımız, çocukluğumuzda dedelerimizin ve ninelerimizin anlattığı masal ve kıssalardaki, kahramanların ete kemiğe bürünmüş hâlini bize ne kadar da açık gösteriyor. 8 yıldır iradesini teslim almaya uğraşan alçakların uyguladığı yöntemi yakinen bilmemekle birlikte Mütefekkir’den okuduğumuza göre tek bir metod kullanmadıklarını; Cin, tılsım, büyü, kimyasal ilaçlar ile birlikte bilgisayar teknolojisini çok ciddi şekilde kullandıklarını biliyoruz. Bundan sonra şahsımın da uzmanlık alanı olan bilgisayar teknolojisi alanında bugüne kadar gelinen nokta ve ilerleyen günlerdeki yeni teknolojileri, çeşitli araştırma ve incelemeleri kendi bünyemizde sindirip yayınlayacağız.. İnşaallah... Furkan Dergisi, Temmuz 2011, s.40
|