|
Defne Bayrak
هذا البريد الإلكتروني محمي من المتطفلين و spambots, تحتاج إلى تفعيل جافا سكريبت لتتمكن من مشاهدته
İsrail’in Harab Sinegog’unu restore etmesiyle Kudüs’te başlayan gerginlik, Filistinliler ile Yahudiler arasında bir çatışmaya döndü. Bizler ise her zamanki âdetimiz üzere ‘mazlum halk’ diye diye Davos’larda ‘one minute’ çıkışları yaparak ‘sözde’ kayırdığımız Filistin halkını bu zorlu günlerinde de uzaktan izlemekle yetinmeyi tercih ediyoruz. Bu durum apaçık niyetimizin samimiyetten ne kadar uzak olduğunu göstermektedir. Kalendiya’da kız kardeşlerimizin kalkıştıkları protesto esnasında İsrail askerleri tarafından maruz kaldıkları barbarca muamele aslında içimizdeki ‘ümmet ruhu’nu ayaklandırmak için bizlere yetip de artmalıydı. Açıkçası ümmet olarak çok derin sorunlarla yüz yüzeyiz. Biz Allahu Teâlâ’nın ‘tatbik etmemiz’ için bize göndermiş olduğu Kur’ân-ı Kerim’den hiçbir şey anlayamamışız. Anlamamışız ki Müslüman kardeşlerimizin kaygılarıyla dertlenmeyi, onlara bir çare bulmak için çaba göstermeyi dahi beceremiyoruz. Rabbimiz yüce kitabında ‘müminler kardeştir’ buyuruyor. Peygamberimiz Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem müminlerin bir vücudun azaları gibi olduğunu, vücudun nasıl bir yeri ağrısa diğer kısımları da bu ağrıdan etkileniyorsa müminlerin de birbirlerinin acılarından, sıkıntılarından etkilendiğini bizlere bir hadisinde buyuruyor. Nerede o vücut? Neden biz bu ruhu taşıyamıyoruz? Neden Filistinliyi, Iraklıyı, Afganistanlıyı, Pakistanlıyı, Çeçeni gerçekten öz kardeşimiz gibi göremiyoruz? Bu güne kadar Filistin halkının gösterilerle olsun, resmi oturumlarda olsun savunulması halkın silâhsız olması nedeniyle bir nebze olsun meşruluk kazandı. Ancak bu savunma coşkusu gösterilerden ya da çıkışlardan öteye nedense bir türlü geçemedi. İşte Filistinli kardeşlerimiz yine Yahudi zulmüyle karşı karşıya ve bizler yine ellerimiz kollarımız bağlı seyrediyoruz. Yine olayların bitmesini ve ardından ‘one minute’ demeyi mi bekliyoruz? Bir halkı savunmak, gerçekten o halkın arkasında durmak sadece bu tür çıkışlarla, ölen öldükten kalan evsiz barksız kaldıktan sonra yiyecek göndererek olmaz. Bir halkın, bir milletin, bir inancın gerçekten ardında duruyorsanız o halkın zulme maruz kalışına seyirci kalmazsınız. Kalamazsınız! Kaldı ki özellikle Filistin, bütün İslâm ümmeti için apayrı bir mekâna sahib, Allahu Teâlâ’nın kutsal kıldığı topraklardır. Bu toprakların savunulması tüm ümmetin üzerine farzdır. İslâm’ın en önemli temellerinden birisi cihattır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de müminler cihada teşvik edilmiş, cihad ehli, cihad etmeyenlere üstün kılınmıştır. Allahu Teâlâ Nisa Sâresi’nin 95. ve 96. âyetlerinde şöyle buyurmaktadır : “Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü'minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) vadetmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükafat ile, kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Aynı sûrenin 84. âyetinde de şu şekilde buyurulmaktadır : “(Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü'minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah'ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.” Bununla beraber Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bir hadisi şeriflerinde cihadın önemini şu şekilde vurgulamıştır : “Kim savaşmadan ya da savaşmayı içinden geçirmeden ölürse nifaktan bir şube üzere ölür.” (Müslim). Ümmet olarak Kur’ân’ı tatbik edip sünneti yaşamadan felaha ermeyi umuyoruz! Artık ümmetin erkekleri kadın gibi yaşamayı adet edinmiştir. Bir araya geldiklerinde ümmetin acılarını konuşup ‘ne yapabiliriz?’ diye tasalanacaklarına, akşam televizyonda gösterilecek, İslam ahlâkından tamamen uzak, aşk, entrika, aldatma… her türlü ahlâksızlıkla dolu dizi filmden bahsetmektedir. Ey İslâm ümmeti, bu bizim alnımızda büyük bir leke değil midir? Ey İslâm ümmeti, okuduğum bir haber karşısında kanım dondu. Sizin de donmuyor mu? İsrailli işgal güçleri, Kalendiya geçişinden Kudüs’e girmek isteyen bir genç kızı teftiş için durduruyor. Protez bacağa sahip Filistinli genç kızın bacağı dolayısıyla cihazdan ses çıkıyor. Asker kıza neyin öttüğünü soruyor. Kız durumu açıklıyor. Asker inanmıyor. Pantolonunun paçasını kaldır, diyor. Kız kaldırmak zorunda kalıyor. Asker yine inanmıyor ve elinde geçiş izni bulunan kıza kalabalığın önünde zorla pantolonunu çıkarttırıyor. Ey müminler! Ey Muhammed ümmeti! Ey Allah-u Teâlâ’yı sevdiğini iddia edip gece gündüz zikir çekenler! Utanmıyor musunuz? Bu hâl, bu rezalet kanınızı dondurmuyor mu? Oradakiler analarınız, bacılarınız, kızlarınız makamında değil mi? Kalendiya’da gösteriye çıkan bacılarınız başlarından tutulup sürüklendi. Ama onların her biri bu ümmette erkek olduğunu iddia eden bin erkeğe bedel! Onlar zulme sessiz kalmayı gururlarına yediremedi. İçlerine sindiremedi. Kadın oldukları hâlde sokaklara döküldü. Zulme baş kaldırmak için zulmün ayağınıza gelmesini beklemenize gerek yok! Dünyanın dört bir yanında Müslüman kardeşlerinize yapılan zulme sessiz kalmayın. Siz de zulme karşı artık kıpırdayın. Bir şey yapın. Yapın ki Muhammed ümmetinin bir parçası olduğunuzu dünyaya gösterin. Yapın ki yalnız ve yalnızca Allah’a, Resulü’ne ve müminlere ait olan izzetten siz de nasibinizi alın! Filistin yine kan ağlıyor ve bir kez daha sizi bekliyor!
|