casino maxi

Aksiyon Hârikası Abdürreşid İbrâhim (2. Bölüm)

Abdurrahman Hacımelek Furkan Dergisi 17 Ağustos 2018 0 Yorum

e -İtalyanlar'a Karşı Libya'da

  1911 yılında İtalyanlar, Trablusgarb'ı işgâl etmiştir. Bizzat Roma'ya gidip İtalyanları protesto etmeyi düşünür. Fakat kararını değiştirir. 53 yaşında olan Abdürreşid İbrâhim yanında Prof. Ayhan Songar'ın babası(6)  ile beraber Trablusgarb'a gitmeye karar verir. Şöyle anlatır hâdiseyi;

 "Şaşkınlıklar zâil olur olmaz herkes Dar'ül Harb'e gitmeye başladı, ben de duramadım, bir ateştir kalbimi kapladı. Gitmeden rahat olamazdım, vakıa ben yaşlıyım, elimden birşey gelmez, fakat hiç olmazsa cihad edenlere su vermeye yararım"!

  Bingazi, Trablus gibi cephelerde bizzat savaşır. Bu cephede Enver Paşa ile dost olur. Beş ay sonra İstanbul'a döner ve Trablusgarb savaşı hakkında konferanslar verir, cihan Müslümanlarını cihâda çağırır. Çağrılar aks-i sadâ bulur. Dostları Abdürreşid'i yalnız bırakmazlar. Yolladıkları mektublarla cepheye gidecek gönüllülerin yola çıktığını, yardım paralarının toplanmaya başladığını haber verirler.

   Sırât-ı Mustakîm mecmuâsının tertiblediği konuşmalarda, Ayasofya'da, Süleymâniye'de cihân seyahati sırasında edindiği kanâatleri, İslâm Âlemi'nin vaziyetini, işgâlci Batılılar'ın yaptığı zulümleri anlatır. Büyük ilgi ve takdîr görür. Öyle ki Sultanahmet Meydanı'nda talebeler tarafından kendisinden sürekli vaazlar taleb edilir olur. Seyyâh-ı Şehir, Hatib-i Şehir ünvanları ile anılır.

  Abdürreşid İbrâhim'ın vaazını mısralara döktüğü Süleymâniye Kürsüsü'nde şiiriyle Mehmed Âkif, hatibin ne kadar etkileyici olduğunu ve Âlem-i İslâm'ın hâlinin ne kadar hüzünlendirici olduğunu Safahat'ın ilgili kısmındaki bir dipnotta şöyle anlatır:

"Bir zamandan beri için için ağlayan cemaat bu levhânın karşısında feryâdını zapt edemedi. Mâbedin içi bir mahşer hâlini aldı. O hây û hûy arasında ihtiyarın, bir müddet ne söylediği işitilemedi. Nihâyet, O da beş on dakika beklemeye mecbûr oldu."

  1912 yılında Hariciye'den Osmanlı vatandaşlığı taleb eder, kabul edilir. Bu sırada Balkan Savaşları zuhûr eder. Trablusgarb'da yaptığı gibi hemen ümmete ve dünyaya mektublar yazar, onları cihâda davet eder. Tesiri öyledir ki, Japon gazeteleri Edirne'nin işgâlini siyah çerçeve içinde, hüzünlü bir şekilde haber yapar.

 

f- Birinci Cihan Harbi'nde

  Birinci Cihan Harbi'nde, Kafkasya'da, Ruslara karşı mücâdele eden Mehmedciğe manevî destek gâyesiyle vaazlar verir. Rus ordusundaki Türkleri Osmanlı saflarına dâvet eder.

  Almanlar'ın Rus ordusundan esir aldığı Türkleri, Osmanlı ordusunda savaşmaya iknâ etmek için Teşkilât-ı Mahsûsa tarafından Berlin'e gönderilir. Esir kampındaki Türkleri irşâda başlar. Mescid yaptırır, Cihad-ı İslâm adında bir dergi çıkarır. Çalışmaları sonucu esir Türkler'in çoğu Osmanlı saflarına geçer. Teşekkül ettirilen "Asya Taburu" Irak'ta İngilizlere karşı savaşır.

 1918'de Talat Paşa hükûmeti düşünce ve harbden mağlub çıkılınca esir Türkelleri'ne ve davâlarına verilen destek de ortadan kalkar. Bunun üzerine esir Türkelleri'nin münevverleri davâlarını Avrupa'da sürdürmek zorunda kalır. Abdürreşid İbrâhim ise memleketine dönmeye karar verir.

 

g- Bolşeviklerin Müslüman Türkler'e Yönelik Soykırımları

  Sibirya-Tara'ya varmak için çıktığı yol üzerinde çok kez Bolşevikler'in katliâmlarına şâhid olur. Katliâm seyrede ede Tara'ya varır. Tara'da, medresesinde hocalığa devam eder. Artık devir farklıdır. Her türlü ruhî kıymetin kıyıcısı komünist sistem artık baştadır. Bolşevikler sürekli rahatsız eder, medreselerini kapatır. İnsanların komünizme karşı gelmesini engellemek, Müslümanları direncini kırmak için husûsen kıtlık çıkarırlar. Abdürreşid bunun üzerine İdil Ural'a gider ve dünyadan açlığa karşı yardım ister. Yardım çağrılarından biri Türkiye'ye yapılacaktır. Abdürreşid İbrâhim karşı çıkar: "Farz olan cihadda onlara karşı savaştık. Şimdi de zaten ellerinde olmayan ekmeği mi isteyeceğiz?" der. Fakat yine de mektub gönderilir ve Türkiye'den müsbet cevab gelir. Yirmi vagonluk yardımla beraber talanı önlemek için bir grup Mehmedcik'de İdil Ural'a gelir. Soğuğa dayanamayan Mehmedciklerden bir kısmı yollarda şehîd olur. Moskof'un çıkardığı bu sûnî kıtlık dolayısıyla birkaç sene içinde on milyona yakın Müslüman Türk kırılır.

 

h) Doğu Türkistan

  Abdürreşid İbrâhim daha sonra Doğu Türkistan'a hicret eder. O sırada Doğu Türkistanlılar kendileri zulüm altında iken dâhi Yunan-İngiliz kâfirlerin Sakarya'ya kadar ilerlemelerinden sebeb Anadolu için müteessirdir. Doğu Türkistanlılar, aynen bugünkü gibi o vakitlerde de,  Anadolu'daki her hâdiseyi yakından takib etmeye çalışıyorlardı. Hatta Abdürreşid İbrâhim de kendisinin çokça  hürmet görmesinin sebebinin İstanbul'dan geliyor olmasından kaynaklandığını belirtir. Ve sonra başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatır:

  Bir gece camına atılan taşla uyanır, bir ses; "Halifenin askeri küffarın İzmir şehrini ellerinden aldı. Cemaâtı Müslimîn camide toplandılar. Sizi bekliyorlar."(7)

 Millî Mücâdele'nin zaferle sonuçlanması Türkistanlıları sevince gark etmiştir; mevlidler okunur, muzaffer Anadolu için dualar edilir. "Hemen camiye koştum. Yüzlerce muvahhidîn sevinç gözyaşları dökerek Rabbu'l Alemîn'e münâcatta bulunuyor, secde-i şükrâna kapanıyorlardı... Ahâlî sevinçli, herkesin ağzında; Halife ordusunun ve onun vekili Gazi Mustafa Kemâl'in ismi dolaşıyordu. Ne âsûde bir hayat yaşıyorlardı. İnsan görmeye doyamıyordu."

  Dualar edilen M. Kemâl, bir zaman sonra Doğu Türkistan'ın istiklâli için gayret eden muhacir münevverleri Anadolu'dan kovacak, 1933'de kurulan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti adına mektub gönderen Hoca Niyaz Hacı'nın isimlerini "gerici" bulunarak karalatacak ve Türkistan mücâhidlerini de "Çinli serseriler"diye damgalatacaktı.(8)

 Seyyahımız Doğu Türkistan'ın o zamanki nüfusunu on iki milyon olarak vermektedir.(9) Bugün işgâlci Çinliler bu sayının sekiz milyon olduğu şeklinde propaganda yapmaktadır. Hakîkatte 35-50 milyon arasıdır.

 

 i- Konya Hayatı: Kemalist Zulüm

  Doğu Türkistan'dan tekrar Moskova'ya gider. Sovyetler'e gelen İslâm ülkeleri yetkilileri için Lenin'e tercümanlık yapar. Stalin'in başa geçmesi ile zulüm artar. 1923 yılında başlatılan Müslüman münevverlerine yönelik katliâmdan kurtulmak için Moskova'dan ayrılır ve Konya'ya gelir. Anadolu'nun maddesini kurtarıp ruhunu çiğneyen ve katleden yeni rejim tarafından hoş karşılanmaz. 1925-33 yılları arasında Konya'da sürgün hayatı yaşar. Bir ara M. Kemal'a Batı Türkistan'da Enver Paşa'nın da dahil olduğu Korbaşılar Hareketi olarak bilinen direnişi incelemek ve bilgi vermek sözü üzere izin alır ve kısa sürede gidip gelir. Cihanbeyli ilçesindeki Böğrüdelik Köyü'nde, zamanında kendi çağrısıyla gelen muhâcir Türkler ile beraber yaşar, muallimlik yapar. Birkaç kez Mısır ve Hicaz'a gider. Bir zaman sonra M. Kemal'in baskısı şiddetlenir.

  Konya Valisi'nin köyü kaza yapmak şeklindeki yardım vaadi ile bankadan para alarak Böğrüdelik Köyü'nü inşâ ederler fakat vali sözünde durmaz ve bütün ahâlî, özellikle Abdürreşid İbrâhim, çok zor durumlara düşer. Ellerine geçen her ne varsa bankaya ödemek zorunda kalırlar. Çok sayıda eseri vardır fakat bastırılmaz. 76 yaşında bu fakirliği çekerken diğer yandan da hakkında devamlı soruşturmalar açılır, polis takibine maruz kalır. Rejimin birbiri ile çelişen iddialarına göre Abdürreşid İbrâhim "komünist, hâin, mürteci" idi. Oysa kendisi o sıralarda hükûmet erkânından paşalar, vekiller ile de görüşüyordu; aslında tüm bunlar onun sakal ve sarığı ile İslâm davâsını bayraklaştırmasından ve diktaya teslim olmamasından sebeb başına geliyordu. O'na yapılan baskılar teslim olup Kemalizm'e hizmet etmesi içindi. Fakat o buna direniyordu. Hayatı boyunca yaptığını yapıyor "kendi kuvvetine itimad ediyor, himmet kemerini bele bağlayarak tevekkül âsâsı elinde" dik durmaya çalışıyordu. 

  Bir gün tohum almak için başka bir köye gidince kaçtı sanılır ve bütün Konya, jandarmalar tarafından ayağa kaldırılır. Daha fazla üzerine gelinmesine karşı Dâhiliye Nazırı Şükrü Kaya'ya mektub yazar ve hâlini anlatır.

"Ben inkâr etmem İslâm siyâseti takib ederim."

"Ben kendi kuvvetine itimad ederek çalışmakta olan, hâlis eski Türkçülerdenim, maaş içün ve iltifat içün çalışan sahte Türkçülerden değilim."(1932)

  Maaşlılardan kasdı kendisini çok yakından tanıdıkları hâlde ona yöneltilen zulümlere seslerini çıkarmayan ve küfür rejimini destekleyen Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura gibi laik yani lâdînî isimlerdir.

 

j) Tekrar Japonya'da

  1933 yılında kendisine bir Japon Müslüman vasıtası ile Japonya Genelkurmayı'ndan dâvet gelir. Zaten zulme, yokluğa dayanamayan ve illâ aksiyon peşinde olan bu 76 yaşındaki genç! maalesef Anadolu topraklarından âdetâ kaçarcasına çıkmak zorunda kalmıştı. Bu sırada Çin'in işgâli altındaki Doğu Türkistan topraklarında halk ayaklanmış, işgâlci Çinlilere karşı zafer kazanılmış ve Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti ilân edilecekti. Japonlar'ın planlarından biri Ulu Hakan Abdülhamid Han Hazretleri'nin torunlarından Şehzâde Abdülkerim Efendi'yi Doğu Türkistan Hükûmeti'nin başına geçirmekti. Japonya büyük ihtimâlle bu plan üzere Abdürreşid İbrâhim'den yardım istemişti.

 

k- "İslâm tahkir olunursa ben o memlekette nasıl oturabilirim"

  1933 Ağustos'unda, 76 yaşında Japonya'ya intikâl eder. Daha sonra kızına yazdığı mektublardan birinde:

 "Ben dînime tecâvüz eden Moskoflar'a tahammül etmedim. Katayannay Perkûrur Paflofni Maarif Nâzırı Bagali Pofni'yi vurmakta fiilen iştirak ettim, bütün nâzırların katline fikren iştirâk ettim. Şimdi Müslüman memleketinde ve dîni İslâm tahkir olunursa ben o memlekette nasıl oturabilirim?.. Ben zengin de olabilirdim. Müftü de olabilirdim, nefse uysam her şey olabilirdim fakat dînimi fedâ etmedim. Hiçbir şey kabul etmedim elhamdülillah." demiştir.

  Abdürreşid İbrâhim'in Japonya'ya gidişinin ardından ailesinin evleri basıldı. Husûsi eşyâlarına el konuldu. Aile maddî ve manevî sıkıntılar çekmeye başladı. Suçları; "hükûmet aleyhtârı olmak"dı. 1935 yılında M. Kemal'in ve bakanlar kurulunun imzaları ile Türk vatandaşlığından çıkarılır. Babıâdî'nin kukla basını ardından "münâfık" gibi ifâdeler kullanır. Zira Abdürreşid İbrâhim Japonya'da Anadolu'nun ruhuna kasd edenlerin gerçek yüzlerini yüksek perdeden anlatıyordu. Bunun için Japon sefâreti Abdürreşid İbrâhim'e dâir rapor göndermekle vazifelendirilmişti.

 Japonya'da önceden tamamlanamayan Tokyo Camii'ni tamamlamakla işe başlar. Burada bir yandan imamlık yapar diğer yandan Mekteb-i İslâmiye'de Bolşevikler'den kaçıp glemiş olan Türk/Tatar çocuklarına tarih ve dîn dersleri verir. İslâmiyet'in yayılması için büyük mücâdelede bulunur. Japon meclisinde İslâmiyet'in resmî inançlardan sayılmasını sağlar. Japon gazetelerine yazdığı yazılarda, Asya Müslümanlarına, yakında çıkacak savaşta Rusya'ya karşı Japonya'yı desteklemelerini tembihler. Japon kitaplarında yer alan İslâmiyet ve Türklük ile âlâkalı yanlış bilgilerin giderilmesi için çalışmalarda bulunur. Eşref Edib'in İslâm-Türk Ansiklopedisi'nin İslâm Âlemi ile ilgili maddelerini yazar. Türkiye'den getirttiği İslâm harfleri ile basım yapan matbaalarda dergi ve ilmî eserler bastırır. Tüm bunları seksenli yaşlarda yapar. Vefat etmeden önceki hedefi ise İngilizce-Arapça yayın yapan bir dergi çıkarmak ve daha fazla Japon'un Müslüman olmasını sağlamaktı. İkinci Cihan Harbi buna müsaade etmedi.

  17 Ağustos 1944'te, 87 yaşında, İslâmlaşması için çokça gayret sarf ettiği Japonya'dan, üçüncü ve en büyük seyahatine, Cenâbı Hakk'a doğru yola çıktı. Japon basını vefâtını üzüntü ile duyurdu ve cenâzesi İslâm Âlemi'nden gelecekler için üç gün bekletildi. Büyük bir tören ile Tokyo'da defnedildi.

l- Son sözleri

  26 Temmuz'da hasta yatağında bir Japon gazetesindeki şu son sözleri ile ümmete birliği ve Asyacılığı tembin ediyordu: "İngiltere ve ABD'ye karşı koyan Doğu Asya ile birleşmiş Müslümanlar işbirliği yaparsa elbette İslâmı yeniden canlandırmak da mümkün olacaktır. Bu yolda muvaffakiyetler görmek için elimden geldiği kadar çalışmak niyetindeyim."

  Abdürreşid İbrâhim yılmayan bir irâdenin, sarsılmayan bir îmanın, tükenmeyen azmin ifâdecisi ve bayraklaştırıcısı olarak Tanzimat'tan ve belki daha öteden bu yana gelen fikirci ve aksiyoncular içinde şübhesiz en baş sıralarda gelecek bir zirve şahsiyettir.

  Ömrünün tamamını -her cephesi ile- cihâd için harcayan bu büyük seyyâh, Müslümanların derdi ile dertlenmiş, onların dertlerine dermân olmak, seslerini cihana duyurmak için ömrünü vakfetmiştir. Küçük yaşlardan itibâren başlayan çileli hayatı onu yıldırmamıştır. O, senelerce cihan Müslümanlarının durumu karşısında üzülürken, ümitsizliğe düşmemiştir. Dik durmuş, onlarca dergide yazmış, onlarca eser neşretmiştir. Muallimlik, kadılık, nâşirlik, nâsirlik, hatiblik, siyâset, seyyahlık vs. ümmete nasıl fayda sağlanacaksa her türlü tehlike ve zorluğuna rağmen katlanarak ve severek bu işleri yapmıştır. Kendisini asla öne sürmemiş fakat gerektiği yerde sağına soluna bakmadan -ki Japonya hayatı bunun en büyük emsâlidir- ben varım demiş, şeriatten taviz vermemiştir.

  Sâhib-i seyf ve kalemdi.(Kılıç ve kalem sâhibi) Zamanın ve mekânın şartlarının îmanını, şeriatını alt etmesine müsaade etmedi, hep nefsini yendi. Yaşlı hâlde cephelere koştu, tebliğe koştu. Parasız pulsuz ülkelerde Müslümanların derdi için didindi. Eksi bilmem kaç derecede, Sibirya'nın bilmem hangi köyündeki Müslümanların hâllerini görmek, derdlerini dinlemek için kilometreler kat etti, onlarca kez ölüm tehlikeleri atlattı.

 Büyük Doğu Mimârı Üstad Necib Fazıl'ın eski ve yeni Türk'ü mukâyese ettiği yazısında eskinin çizgilerini aynen yansıttığını söyleyebiliriz. Heybetli idi, güreşi iyi biliyordu, bir oturuşta 20-25 bardak çay içtiği rivâyet edilir.

  Tek görüş ve anlayış bildiği İslâm etrafında müdâhaleci idi. Budist'inden, Hıristiyan'ına kadar kim varsa, İslâm ve Müslümanlar aleyhine hepsine cebhe almıştı. Çekinmeden "fikirse fikir, kavgaysa kavga"da bulunuyordu. Bununla beraber son derece lâtif ve nâzik biri idi.

  İslâm tarihinde eşine az rastlanır; büyük azim ve sebat sâhibi bir mücâhede adamı olan Abdürreşid İbrahim hakkında günümüzde sadece iki kitab olması, on sekiz eserinden sadece ikisinin günümüz Türkçe'sine çevrilmiş olması utanç verici bir vaziyettir.(10)

  Abdürreşid İbrâhim'i tek kelime ile ifâde etmek mümkün değildir. Başlığı atarken de çok düşündük. Husûsiyetlerinin başında en meşhur yönüyle seyyahlık gelir. Kendisi gibi seyyah olan İbn-i Batuta hakkında şöyle demiş;

"Rahmetli çok büyük hizmet etmiş. O zamanda bu kadar hizmet hârikalardan sayılsa değeri vardır."

  Bugün Abdürreşid İbrâhim için de tek kelime edilecek olursa, İbn-i Batuta için sarfettiği kendi sözleriyle -aslında birebir kendini anlattığı üzere- "hârika" denilebilir. Hatta Âlem-i İslâm'ı Arapça'ya tercüme eden Dr. Abdülvehhab Azzam bu kitap hakkında: "Şeyh Abdürreşid’in bu kitabı, İbn-i Batuta'nın seyahatnamesinden daha önemlidir."(11) der.  Kendisi örnek alınacak tarihî bir davâ adamı ve mücâhid hârikasıdır.

 

 Eserleri: Livâ-ül Hamd, Çolpan Yıldızı, Binüçyüz Senelik Nazra, Vicdan Muhâsebesi ve İnsaf Terazisi, Tercüme-i Hâlim yâki Başıma Gelenler, Hapishâne Esrârı, Aftonomiye yâki İdâre-i Muhtâriye, Suhb-i Sâdık, Devr-i Âlem, İlmihâl-i Tıbbî Hem Din Hikmetleri, Binbir Hadis-i Şerif Tercümesi, Âlem-i İslâm ve Japonya'da İntişâr-ı İslâmiyet, Asya Tehlikede, Ed-Dînül Fıtrî, Tarihin Unutulmuş Sahifeleri, Rusya'da Müslümanlar yâhud Tatar Akvâmının Tarihçesi, Âlem-i İslâm ve Kafkasya Ahvâli'ne Dair Rapor...

 

 DİPNOTLAR

 (1)  Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, Büyük Doğu Yay., s. 73

(2) Nadir Özbek, Abdürreşid İbrahim İslâmcı Bir Eylem Adamı, Toplumsal Tarih, sayı 19, s. 8,1995

(3) Nadir Devlet, Rusya Türklerinin Millî Mücâdele Tarihi (1905-1917), TKAE Yay., s. 76

(4) Bu makalede geçen mısraların hemen hepsi Mehmed Âkif'in Safahat'ında yer alan Süleymaniyet Kürsüsü'nde şiirinden alınmıştır. Âkif bu şiiri Abdürreşid İbrâhim'den dinledikten sonra yazmıştır. Kürsüdeki vaiz Abdürreşid İbrâhim'dir.

(5) Mezkûr derneğin isminin tercümesi hakkında çok farklı isimler verilmektedir. Japonya üzerine memleketimizde nâdir isimlerden olan Selçuk Esenbel Hanımefendi'nin (Ajia Gikai: Büyük Asya'nın Uyanışı) şeklinde tercümesini de dikkatinize sunuyoruz: Japon Modernleşmesi ve Osmanlı, İletişim Yay., s. 322

(6) Trablusgarb'ı baba Songar'ın hâtıralarından okumak isteyenler bkz.: Tarih ve Medeniyet Dergisi, sayı 1,2 ve 3, 1994 - aktaran: Nâdir Özbek, Toplumsal Tarih Dergisi 19. sayı

(7) Abdürreşid İbrâhim, Âlem-i İslâm ve Japonya'da İslâmiyet'in Yayılması, İşaret Yay., c. 2, s. 585, 586

(8) 4 Ağustos 1935 tarihli Akşam Gazetesi, Şehzâde Abdülkerim Efendi'nin Moskof tarafından ABD'de şehâdetinin üzerine şu denî iftiralarla yalan dolu haberi duyurmuştu:

"Abdülhamid'in otuz yaşındaki torunu Abdülkerim, Nevyork otellerinden birinde kendisini öldürmüştür. Polis direktörüne yazdığı mektupta Abdülkerim, zengin bir Amerikalı kadın ile evlenemediği için intihar etmiş olduğunu söylemektedir. Abdülkerim bu kadının parasiyle Çinli serserilerden mürekkep bir ordu toplayarak Türkiye tahtını ele geçirmek fikrinde imiş."

Bu her kelimesi yalan ve aşağılık haber, hiç şüphe yok ki sipariş üzere bir senaryodur. "Boşuna sürmedik biz bu Osmanoğulları'nı" demenin çeşitli şekillerinden biri.

Şehzâdenin Moskof istihbaratı tarafından şehîd edilmesi hakikatinin yanında bu haberde dikkat çekilmesi gereken nokta, Doğu Türkistanlı mücâhidlere serseri denmesidir.

(9) Abdürreşid İbrâhim, a.g.e, s. 585

(10) Kökler Yayınları olarak Abdürreşid İbrâhim'in Türkçe yazılarının latin harflerine çevirmeye başladık. Bu sayımızda Japonca'dan tercüme ettiği Asya Tehlikede isimli kitapçığı da neşretmiş bulunuyoruz. Abdürreşid İbrâhim'in Ülfet Dergisi'ndeki yazıları ise geçtiğimiz aylarda kitaplaştırıldı: Ülfet Gazetesi (1905-1907 Yılları Arasında İdil-Ural Türklerinin Sosyo-Kültürel ve Siyasî Faaliyetleri), Hasan Demiroğlu

(11) http://www.timeturk.com/tr/2010/07/21/seyyid-cemaleddin-afgani.html#.U52oFvl_tXY

Bu makale Furkan Dergisi'nin 49. nüshasında (Haziran-Temmuz 2014) yayımlanmıştır.

Birinci kısım:  http://furkandergisi.com/aksiyon-harikasi-abdurresid-ibrahim-1-bolum.html 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder