casino maxi

Aksiyon Hârikası Abdürreşid İbrâhim (1. Bölüm)

Abdurrahman Hacımelek Furkan Dergisi 17 Ağustos 2018 0 Yorum

 

"Türkçülüğün tarihi karanlıklarla doludur. Bazen bir hayır sahibi elinde bir fener, bu karanlıklara dalıyor ve kıyıya, köşeye sinmiş gölgeler altında yatan kıymetleri yakalayarak aydınlığa çıkarıyor. Türkçülük bakımından her mesleğin tarihi, kim bilir, böyle keşfedilmemiş ne kıymetlerin gölgede kalmış yuvalarıyla dolu." (Peyami Safa)

Türkçülükden ne anlamak gerekir? Şübhesiz Türk'ün biçtiği kıymet ve Türk'e biçilen kıymet... Umumî tarihimize bakınca da görülecek olan o ki "Allah'ın seçtiği kurtulmuş millet"in on asırdan fazla başbuğu olmak ile ecdâdımızdan maiyyeti altındakilere zulüm icrâ olunmadığı gibi pek çok beldenin İslâm ile muhkem olması ve muhâfazası için emsâlsiz gayretler sarf olunmuştur. İslâm hududları hâricinde hiçbir şeye izin verilmemiş ve bu hâliyle neredeyse tüm İslâm uluları tarafından övüldüğü gibi hadîs-i şeriflerle de tesbitler mevcuddur.

Bu kıymeti bilmek, bildirmek ve yeniden bu ruh kökünü diriltmek meselesinden başka birşey değildir Türkçülük anlayışımız! Mâni' ve câmi'si ile beraber hüküm: "Biz İslâm’ı kabul ettikten sonra Türkün Türkçüsüyüz!"(1)

Büyük Doğu'nun ırkçılığa mâni' milliyetçilik-Türkçülük anlayışına ve dahi Asyacılık, Anadoluculuk, tarih ve hâl muhasebelerine vs. bu ideolocyaya dâhil olmadığı hâlde şaşılacak derecede yakın ölçü ve görüşlerin sâhibi olarak müdâhil görülebilecek nâdirlerden bir isim vardır.  Osmanlı'nın son devirlerinde Anadolu'da, Afrika'da ve Asya'nın her noktasında samimi fikirler ve büyük aksiyon sahibi olarak İslâm davâsının en önlerinde yürüyen Sibiryalı seyyah Abdürreşid İbrâhim.

  Peyâmi Safa iktibasında ifâdelendirilen "Türkçülük tarihinin karanlık noktalarını aydınlatan bir hayır sâhibi" olduğumuz iddiasında değiliz. Fakat günümüzde Abdürreşid İbrâhim'e dâir araştırma yapanlar az ve bu isimler itikâdî ve ideolojik sıkıntıları olan insanlardır. Ayrıca bu kişilerin hiçbiri Abdürreşid İbrâhim'in fikirlerini paylaşmıyor. Onlar için İttihad-ı İslâm/İslâm Birliği, Asyacılık çok büyük boy iddialar yâhud hayaller! Dolayısı ile onlar bir ideal adamı olan Abdürreşid İbrâhim'i anlatamazlar: İslâmsız milliyetçinin hâli! Milliyetsiz İslâmcı ise O’nu anlayamaz. Zirâ Abdürreşid İbrâhim asla ve asla tavla zarı kafalıların âdî sınıflandırmalarına, yaftalamalarına sığmayacak bir şahsiyettir. Zirâ "Seyâhatnâmeden Fikir Dünyasına" başlıklı yazımızda ayrıca ve derinlemesine ele aldığı üzere onun Türkçülük anlayışı da farklıdır ve zamane Kamalistler'ine(Akçura, Z. Gökalp, Türk Ocakları vb.) karşıdır. Batıcılara karşı Büyük Doğu cebhesindedir!

... 

"Katiyyen  bir daha geri dönmeyi düşünmüyordum. Ben Hz. Muhammed'in (sav) dili olmayı düşünüyor, Kur'an'ın bir dili olmayı düşünüyordum." (Abdürreşid İbrâhim)

  Abdürreşid İbrâhim, 23 Nisan 1857 yılında Sibirya'nın batı bölgesinde bulunan Tobolsk vilâyetinin Tara kasabasında doğdu. Babası Ömer Efendi siyâsî mücâdelesi ile Sibirya Müslümanlarının tanınmış önderlerindendi. Annesi Afife Hanım ise medresede muallime idi. Aslen Buharalı olan bu aile 15. asırda Tara'ya göç etmiş.

  İlmin ve davânın nuruyla nurlanmış bir aileye sâhib olan Abdürreşid İbrâhim, küçük yaşlarda çevre köylerdeki medreselerde derslere başlar. Sonra, bugün hâlâ Rus işgâli altında olan Orenburg şehrinin Elmen köyündeki bir medreseye gider. Burası aklında öyle bir yer edinir ki ileride buradan şöyle bahsedecektir; Gayet fakir bir Başkurt -bir Türk boyu- köyü olup, oldukça fakir idiler. Buna rağmen beşyüz kadar talebe okuturlardı. Evlerini talebelere vererek kendileri kümes tâbir olunacak barakalarda, bütün bir aile üst üste yaşarlardı. Bu köyden birisi öldüğü zaman akrabaları onun okuttuğu talebe sayısıyla övünürlerdi. Talebelerine hiçbir karşılık beklemeden ekmeğini verir, çamaşırlarını yıkarlardı.

  14 yaşlarında iken önce annesini, kısa süre sonrada babasını kaybeder ve kardeşi ile artık yalnızdır. Medreseye devam eder, bir yandan da çalışır, güreşlere katılır. Methini sıkça duyduğu Kazan'daki Kışkar Medresesi'ne gitmeye karar verir. Gider ve muazzam Kışkar kendisini şaşırtır: "Bizim evvvelde gördüğümüz medreselere nisbetle burası adetâ bir dârülfünûn gibiydi."

  1877-78 Osmanlı-Rus Harbi yıllarında, memleketine uzak, aşk derecesinde tâlib olduğu ilimlere yakın Kazan'da pasaportsuzluktan tutuklanır. İlk mahpusluğunu yaşar. Bu hapis hayatı O'na medrese-i yusûfiye olur. Çünkü hapiste bulunan Müslüman siyasîlerden, âlimlerden işgâl altındaki Müslümanların ahvâli hakkında bilgiler edinme ve onlarla fikir teatisinde bulunma fırsatını yakalar ve bu hayatını büyük ölçüde şekillendirecektir. Ailesinden gelen hamleci-gayretkârlık ruhu hapishânede biraz daha bilenecektir. Sonraları yazdığı "Hapishâne Esrârı" isimli eserinde ise hapis hayatını anlatır.

  Ağustos 1878'de İstanbul'a gelir ve Beşeriye Tekkesi şeyhlerinden Kazanlı Muhammed Rahim Efendi'yi ziyaret eder. 1879'da Orenburglu bir Müslüman zenginin vesîlesi ile Hacc'a gider. Hacdan dönmez ve ilim tahsiline orada devam eder. Bu sırada Mevlâna Şeyh Mazhar Efendi isimli tarikat şeyhinin sohbetlerinde bulundu. Bir rivâyete göre talebesinin tarikate meylinden rahatsız olan hocası onun mezûniyetini hızlandırmış ve Sibirya'ya dönmeye iknâ etmiştir.(2) Hayatının devamında bir tarikate intisabına dair malumat yoktur. Mehmed Âkif'in aksine asla tasavvufa karşı olmamış büyük mutasavvıfları büyük hürmetlerle anmıştır.

  1884'te memleketine dönmek için İstanbul'a geldiği vakit Fatih Medresesi'nde de derslere girer. Ahmet Vefik Paşa, Muallim Nâci, İzmirli İsmâil Hakkı gibi devrin siyâsîleri ve münevverleri ile görüşür. Bu görüşmeler, ondaki fikren kemâle erme müddetinde önemli duraklarından biri olarak ileride kendisine kolaylıklar sağlamıştır.

  İstanbul'dan sonra tekrar memleketi Tara'ya varır. 1885'de evlenir ve üç çocuğu olur. Tara'da kendi gayreti ile bir "usûl-i cedîd" medresesi açar. Medrese için ihtiyaç olan kitabları Kırım'daki İsmâil Gaspıralı'dan temin eder. Türkistanlılar'ın çeşitli sebeblerden genelde hoş karşılamadığı bu çeşit medreseler hakkında Taralılar'ın Abdürreşid İbrâhim'e güveni tamdır. Çünkü onun Medine'de tahsil etmiş olmasından ötürü Taralılar'ın gönlü rahattır. Ayrıca talebelerini Medine'ye ve İstanbul'a göndermesi halkı sevindirir.

  Abdürreşid İbrâhim medreseleri yaygınlaştırmaya çalışırken, Şehâbeddin Mercâni, Rızâeddin Fahreddin, Cemaleddin Afganî gibi şahıslarla mektublaşır. İşgâlci Ruslar'ın Abdürreşid İbrâhim'den ilk rahatsızlıkları talebe akınından kaynaklanır. Ve yoluna taş koymalar başlar.

  1891 yılında Orenburg Şer'i Mahkeme âzâlığına seçilir. Müslümanların fâidesi için dernekler kurar. Mahkeme reisinin Hacc'a gitmesi üzerine sekiz aylığını reisliğe atanır. Burada öyle şeyler öğrenir ki bundan sonraki fikirlerinin şekillenmesinde çok büyük etkisi olur. Bu makamda iken Müftülük ile işgâlci Rusların, Müslüman Türkleri, Ruslaştırmak için birlikte faaliyette bulunduklarını şâhid olur. Moskof siyâsetine âlet olmamak için reislikten istifâ eder.

  1895 yılında İstanbul'a gelir. Dostlarının yardımı ile "Livâ-ül Hamd" adlı risâleyi bastırır ve gizlice Türkelleri'ne(Türkistan, Kırım, Sibirya,..) gönderir. Bu eserinde Moskof'un, Türkleri Ruslaştırma emellerini anlatır ve zulüm altındaki Türkleri Anadolu'ya hicrete davet eder. Eser etki uyandırır ve çok sayıda Müslüman Türk'ün uzun zaman içinde Anadolu'ya göçüne vesile olur.

  İkinci eseri, "Çolpan(Çoban) Yıldızı" adlı kitabında ise işgâlci Rusların zulümlerini anlatır. Bu eser ilk Türk siyasî belgesi kabul edilir.(3) İki yıl İstanbul'da kaldıktan sonra Türkistan'a gidip aksakallara, ileri gelen kişilere, aşiret reislerine Ruslara karşı birlik içinde hareket etmeleri gerektiğini anlatır. Sonra tekrar İstanbul'a döner. İstanbul'daki çalışmalarından ötürü Rus sefirlerin, üzerindeki baskısı artar. Bu vaziyet üzere ilk büyük seyahatine çıkmaya karar verir;

 

a- Seyahatlarinin Başlangıcı

 "... fe sîrû fi'l-ard (yeryüzünde dolaşın; Nahl Suresi 16/36) ilâhî emrine uyarak uzun bir seyâhâta çıktım. Önümde bir giden, arkamda bir iten yok idi. Yalnız himmet kemerini bele bağlayarak tevekkül âsâsını ele aldım. Yalnız İlây-ı Kelimetullâh hâlis niyetiyle, Allah'ın ipine sarılma fikrini tervic ve takviye mukaddes emeli uğruna çoluk ve çocuğumu ve minin mini ciğerpârenelerim olan masumlarını Allahâ emanet ederek terk ettim. 'Ya Allah!' diye yola çıktım."

  Bu ilk seyâhâtı sırasında Mısır, Hicaz, Filistin, İtalya, Avusturya, Fransa, Batı Trakya, Balkanlar, Batı Rusya, Kafkasya, Uluğ Türkistan ve Sibirya topraklarını gezer, çalışmalarda bulunur. Gittiği yerlerdeki yerel inançlar hakkında bilgiler toplar, onların kültürlerini araştırır ve onlara İslâm hakkında bilgiler verir. Baş mesele olarak gördüğü maarif davâsına dâir sıkı müşâhedelerde bulunur. Daha sonra bu notları parça parça mecmualarda yayınlanacağı gibi Âlem-i İslâm isimli eserini oluşturacaktır. Yalnız seyahatnâmede Avrupa, Filistin gibi yerler yazılmamıştır. Seyâhâtin sonunda memleketi Tara'ya döner.

  1900'de Petersburg'ta işgâl altındaki Türklerin ilk süreli yayın organı olarak kabul edilen "Mir'at" dergisini çıkarır.

 

"İstedim sonra, neden böyle Japonlar yüksek?

Nedir esbâb-ı terakkîsi?Yakından görmek.

Bu uzun boylu mesaî, bu uzun boylu sefer,

Bir kanâ'at verecekmiş bana dünyada meğer."(4)

 

  1902-03 yıllarında ilk Japonya seyâhâtini yapar ve burada Ruslar aleyhine faaliyetlerde bulunur. Japonların maarifde, sanayileşme ve ordu îmarında güçlenmeleri, Moskof'u 1905 yılında yenmeleri dünyayı şaşkınlığa çevirmiştir. Mısır'dan Hindistan'dan Müslümanlar Japonlar'ın ıslah hareketlerini, maarif sistemlerini incelemek üzere Japonya'ya giderler. Abdürreşid İbrâhim de bu gâye ile yola çıkar. Gördükleri ona,  Moskof'a ve diğer Batılılar'a karşı Japonlar'ın İslâm âleminin müttefiki olabileceği ve yenileşme de Japonlar'ın örnek alınabileceği kaanatini uyandırır. Maksatlarından biri de Japonlar'a İslâm tebliğ etmektir. Ulu Hakan Abdülhamid Han Hazretleri'ne mektub yazar ve Japonya'da İslâmiyet'in yayılması için yardım ister. Bu mesele hakkında Fethi Okyar'ın bir hâtırâsına(Üç Devirde Bir Adam) göre Ulu Hakan Abdülhamid Han şöyle demiştir:

 Japonların Ruslara karşı kazandıkları zaferin arifesinde idi. Japon imparatorluk ailesine mensup bir prens beni ziyarete geldi. İmparatorundan husûsî bir mektup getiriyordu. Benden İslâm dininin muhtevâsını, îman esaslarını, gâyesini, felsefesini, ibâdet kâidelerini izah edecek kudrette bir dînî-ilmî heyet istiyordu. Bunun sebebi vardı, orada İslâmiyeti yaymayı mukaddes vazife sayan Abdürreşid İbrahim isimli, aslı Kazan’lı olan bir Müslüman âliminden mektup almış, Japonya’da İslâm’ı tâmim hareketine yardımcı olmam istenmişti. İslâm âleminin halifesi idim, bir tarafta dâima iftihar ettiğim ve hizmetkârı olmaya çalıştığım bu âli vazife, diğer taraftan ruhumda bu mâhiyette şerefli hizmete duyduğum hasretle, mümkün olan herşeyi yaptım. Fakat bu yardım daha çok maddî sahada kaldı. Çünkü Abdürreşid İbrâhim bizim din adamlarımızdan başka hüviyet içinde idi. Türkçe, Arapça, Farsça’dan başka Rusça ve Japonca biliyordu. Kırk yaşından sonra Fransızca ve Latinceyi öğrendiğini yazmıştı.”

 

"Müslümanlık, sanırım parlayacaktır orada,

Sâde Osmanlıların gayreti lâzım arada."

 

  Ruslar'ın baskısı sonucu Japonya'dan ayrılmak zorunda kalınca İstanbul'a gelir. Yine Rus baskısı ile tutuklanır. Rusya'ya teslim edilir ve hapse konulur. Tam bu sırada bölgeye tanıdığı bir yetkili atanır, ona telgraf çeker ve Ruslar O'nu serbest bırakırlar. Diğer  rivâyete göre Müslüman ahalinin baskısı ile serbest bırakılır.

  1905 Japonya yenilgisinin Rusya'da ve işgâl ettiği topraklarda bir takım özgürlükleri de beraberinde getirmesi üzerine, Abdürreşid İbrâhim o sıralarda Ruslar'ın dahi henüz yapamadığı partileşme çalışmalarına başlar. Türkelleri'nde yaptığı çalışmalar sonucu tüm Müslümanların iştirak ettiği bir kongre toplamayı başarır. Bu kongrenin gerçekleştirilmesini Rus makamları engellemek ister fakat kongre, Abdürreşid İbrâhim'in keskin zekâsı sayesinde gerçekleştirilir. Şöyle ki;

 

b- Birinci Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi

  Kongre için Mekerce valisinin izin vermemesi üzerine Abdürreşid İbrâhim, kongreyi bir gemide yapmak teklifini sunar. Teklif kabul edilir ve öyle de olur. Oka Nehri üzerinde seyir hâlindeki bir gemide Birinci Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi gerçekleşir. Bu kongre sonrası "Aftonomiya yâ ki İdâre-i Muhtariye" adlı eserini neşreder. Bu eser, esir Türklerin ilk millî bağımsızlık fikrini ortaya koyan belgedir. Lâkin muhtâriyetin önünde büyük engel vardır. O da Müslümanların birlik olamamasıdır. Bunun üzerine "Bin Üç Yüz Senelik Nazar" eserini kaleme alır. Rus esâretindeki Müslümanların birlik olması gerektiğini anlatır. Abdürreşid İbrâhim daha sonra muhtâriyet düşüncesinden vazgeçer ve tam istiklâli savunur.

Ekim 1905'te Müslümanların İttifakı Partisi'ni kurar. Aynı yıl çok büyük tesir gücüne sahip Türkçe "Ülfet" mecmuasını çıkarır.

 

"Evvela gizlice bir matbaa tesis ettim;

Beş on öksüz bularak basmacılık öğrettim.

Kalemim çok pürüzlüydü, fakat çâresi ne?

Sonra, bilmem kimin üslûbu avâmın nesine!

Dilimin döndüğü şiveyle bütün gün yazdım;

Okuyanlar o kadar çoktu ki, hiç ummazdım.

Usta âsârını verdikçe çocuklar bastı:

Altı ay geçti bizim matbaanın çıktı adı."

 

  Bu derginin gâyesi Türkistan, İdil-Ural başta olmak üzere Rus işgâli altındaki Müslümanlar arasında ittihâdı sağlamaktır. Ülfet'e gösterilen teveccüh büyük olur; bazı medreselerde 200'den fazla satış yapılır. Talebeler mukaddes esermişçesine bu ihtilâlci dergiyi okurlar. Bu teveccüh Gaspıralı'nın Tercüman'ı dahil başka hiçbir Tatar mecmuasına gösterilmez! Ülfet, ilk kez yapılacak duma seçimleri, medreseler, Müslümanların sorunları, dinî meseleler, muhtâriyet gibi mevzularda Müslüman Türkler'e yol gösterici olur. Dergi 85. sayıda Ruslar tarafından kapatılır.

  Ülfet'ten sonra Arapça yayın yapan "Tilmiz" mecmuasını çıkarır. Arapça çıkarmasının sebebleri şunlardır: Arab lisânının şeriat lisânı olması, aralarında anlaşmak için yalnızca Arapçayı kullanan Kafkas halklarını bir lisânda birleştirmek ve Kafkasya Müslümanları'nı İslâm Âlemi'nden haberdâr etmek.

  1907 yılının Haziran'ında Kazak Türkçesi ile yayın yapan "Sirke"(Rehber) ile "Nec'at"(Kurtuluş) dergilerini çıkarır. Mecmuaların hepsi Ruslar tarafından Pan-İslâmist olarak nitelenir. Faaliyetlerinden rahatsız olan Rus polisi dergilerin matbaalarını basıp Abdürreşid'i hapse atmak istediyse de O, durumu önceden haber alır ve Petersburg'tan ayrılır.

 

"İşte biz böyle didinmekte, çalışmakta iken,

Bir sabah üç tanıdık, seslenerek pencereden,

Dediler: "Şimdi hükûmet basacak matbaanı,

Durmanın vakti değildir. Hadi kaldır tabanı!"

Bir işaretle çocuklar çekilip taa geriye,

Daldılar hepsi birer çıkmaz deliğe."

 

 

c- JAPONYA'DA ASYACILIK VE BÜYÜK DOĞU DERGİSİ

  İkinci büyük seyahatine çıkmaya karar verir. 1908 yılında Kazan'dan başlar seyahat. Moğolistan, Mançurya ve Japonya... Kendisine ilgi büyük olur. Konferanslar verir, gazeteler O'nu haber yapar. Japon imparatorluk ailesi ile dostluk kurar. Bu aile vesilesi ile Japon devlet erkânı ile görüşür. Japoncayı öğrenir. Yaptığı telkinlerle bazı makam sahipleri İslâmiyet'i seçer. Japon milliyetçileri ve Asyacılar'ı ile ittifak kurarak "Asya Gi Kay" (Asya Müdafaa Kuvveti)(5) isimli bir dernek açar. Kurucular arasında Toyama Mitsuru isimli Japon milliyetçilerinin mânevî lideri de vardır. Derneğin gâyesi BÜYÜK ASYACILIK fikriyâtını yaymak ve  İslâm ülkeleri ile irtibat sağlamaktır.

 Japon milliyetçileri Batı'ya karşı Asya ırklarının birleşmeleri gerektiği şeklindeki davâlarını ASYACILIK olarak adlandırırlar. Abdürreşid İbrâhim de zaten kendi düşüncesi olarak geldiği burada Japon Asyacılık davâsına samîmiyetle inanır. Dernek DAİTO yani BÜYÜK DOĞU isimli bir mecmua çıkarır. Keyfiyet yüklü olan bu dergide İslâm'a, Türk Dünyası'na ve Asyacılık'a dâir yazılar yayınlanırken bir yandan da İstanbul'daki dergilere hem Abdürreşid İbrâhim hem Müslüman olan Japonlar tarafından makaleler gönderilir. Bu dernek Japon istihbarâtı tarafından da desteklenir. Burada karşılıklı çıkarlar da sözkonusudur. Rusya ve Çin işgâli altındaki Müslümanlar Japonya'dan destek beklerken, Japonlar da onları müttefik görmek istiyordu.

  Asya Müdafaa Kuvveti, Müslüman Japonlarla beraber Tokyo'ya bir cami yapmak için arsa alır. Caminin yapımı için hâlifeden izin ve İstanbul'daki dostlardan da plan ve diğer mevzularda yardım için mektublar yazılır. Bu yıllarda cami inşâ edilemez. Zira Asya Gi Kay merkezini Çin'e taşır. Abdürreşid İbrâhim ise tekrar yollara düşer.

 

d- Hindistan'ın hakîmleri

  Japonya'dan Kore'ye gider. Kore İçişleri Bakanı ile İslâmiyet üzerine sohbet eder. Oradan Çin'e geçer. Oradan da bugün Çinlileştirilmiş olan Singapur'a... Singapur Müslümanlarına vaazlar eder.

  Hindistan'da Batılılar'ın zulümlerini ve buna karşı Hindûların teslimiyetini fakat  Hindistanlı Müslümanların direniş ve gayretlerini görür ki, buna çok sevinir. Ajanların tâkibi neticesi kısa bir süre tutuklanır, serbest kaldığında gözetime tabi tutulur. Bu şartlarda Hindistan'ı gezemez.

 

"Hind'i baştan sona gezmekti murâdım, lâkin,

Nerde olsam, beni takibi yüzünden, polisin,

Tâkatim bitti de vazgeçmede muztar kaldım;

Kaldım amma yine de her mahfile az çok daldım!

Besliyormuş, bereket versin, o iklîm-i kadîm,

"Rahmetullâh"a muâdil yüzbinlerce hakîm,

Rûh-i edyânı görür, hikmet-i Kurân-ı bilir

Ulemâ var ki: Huzurunda bugün Garb eğilir!"

 

    Hicaz'a gelir. Oradan Beyrut'a ve Beyrut üzerinden İstanbul'a geçer.

 

"Şarkı baştan başa yıllarca dolaştım, gezdim;

Hem de oldukça görürdüm...Kafa gezdirmezdim!

Bu Arab'mış, bu Acem'miş, bu Tatar'mış, demedim.

Müslüman unsurun hepsini gördüm kendim.

Küçük âdemlerin rûhunu tedkîk ettim.

Büyük âdemlerin fikrini ta'mîk ettim."

 

  

  Sultanahmed'de  bir eve yerleşen Abdürreşid İbrahim, 1910 yılında "Teârüf-i Müslimîn" isimli dergiyi çıkarır. Teârüf, İdil-Ural Türkleri'nin dışarıda çıkarttıkları ilk dergi kabul edilir. Dergide İslâm âleminin meseleleri, maarif, dînî mevzûlar üzerinde durur. "Yine Pan Turanizm yâ ki Akvâmı Türk Birleşmesi", "Hindistan ve Mısır", "İttihâd-ı İslâm", "Türkiye'nin Bekâsı" gibi başlıklar yazdığı yazılardan bir kaçıdır. Seyahat yazılarını parçalar halinde Sırât-ı Mustakîm'de yayınlar. İttihat Terakki'ye ait kulüplerde devamlı konferanslar verir.

 

 

 

Makalenin ikinci kısmı: http://furkandergisi.com/aksiyon-harikasi-abdurresid-ibrahim-2-bolum.html

 

 

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder